Geçmişin terkisinde hep keşkeler var,
Aşkın ardından sürüklenen yorgun bir ömür…
Çocukluğumla asılı kalmışım sanki,
Başucumdaki albümden gözlerime süzülür.
Kim gitmekle gidebilmiş ki?
Hani demişti ya Cemal Süreya bir şiirinde:
“Gönlün kalır, aklın kalır, anıların kalır...”
Bir de bakarsın, külün bile kalmaz bu şehirde.
Akan sular gibi hiçbir an geri dönmedi,
Bugün de yeniden doğmuyor dün gibi.
Bu bir iflastı belki, bir boşluğa düşüştü;
Yalanmış bu dünya… yalanmış, Ya Rabbi…
Geçmiş, bir hayal gibi, nasıl da geçti sahi?
Ümit Yaşar’ın dediği o yıllarda:
“Daha dün başlamıştım yaşamaya”
Bir vardım, bir de yok oldum zamanda.
Hayatın deminde ne gam, ne sevinç…
Her şey ne kadar da boş, ne kadar da hissiz.
Bir dipsiz kuyuda çırpınmak benimkisi;
Sonra benliğinde kaybolmak… isimsiz.
Hepten büyük bir yalnızlığın öyküsüdür bu:
Kalabalıklar içinde önce hiçlik, sonra yokluk.
Varlığını bağrımda taşıdığım yâr,
Ölü bedenler gibi suskun… aşk der, sonrası sonsuzluk.
Ve şimdi aynalarda silik bir yüzle,
Sevdanın iç çekişi kaldı.
Ne bir hayal tamam oldu, ne bir cümle…
Kalbim sustu... dünya usulca yol aldı.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Sevgili dostum, bu şiiri yazarken aslında kendi yalnızlığımı değil, hepimizin içinde bir yerlerde gizlenmiş o derin boşluğu anlattım. İnsan kalabalıkların ortasında bile yapayalnız kalabiliyor. Zaman, sevda, hatıralar; hepsi bizden izler alıp geçiyor. Kimi zaman bir albüm sayfasında çocukluğumuzu buluyoruz, kimi zaman bir şiirin satırında kaybettiğimiz gençliğimizi. Ve işte o an anlıyoruz: Hayat dediğimiz şey, tamamlanmamış cümlelerin, yarım kalmış sevdaların toplamıymış. Belki de bu yüzden en çok kendimize sarılmayı öğrenmemiz gerekiyor. Okurken içinize dokunan bir dize bulduysanız, bilin ki o dize benim de en çok canımı acıtan yerden çıkmıştır.
31 Aralık 2021 / Cuma / Bartın