Yüreğine hiç güneş dokundu mu sahiden?
Ne kaldı geriye, o devasa hiçten avuçlarında?
Secdede sakladığın o gizli selam ve dua;
Toprağa ekilerek dertlendi, ta doğduğunda.
Öldürebildin mi ruhunu, bin pişmanlık içinde?
Düşler, düşlerin içinde; dün bir, bugün ise iki...
Hangi cinayet silinmeden yazılır o büyük deftere?
Sahi, ateşin kokusu kemiklere öylece siner mi ki?
Gönül; açılan bir el, bükülen bir yorgun boyun;
Bütün vahlar, kendi dilsiz güçsüzlüğünde yandı.
Dört bir yanında o kırık dil artık büsbütün suskun;
İsmin, ismime kurumuş bir gülle, kan renginde yazıldı.
Cevapsız sorular, ömrün bu amansız gün dönümünde;
Sızım sızım sızlayan o kimsesiz kalp, buz gibi üşüdü.
Güneş son kez doğdu hüzünle bekleyen bülbüle;
Bir ince çizgide bir kul, beyaz bir örtüye büründü.
Ne bir ses bekler bu ruh, ne de bir teselli,
Anladım; gidenlerin dönmeyeceği ezelden belli.
Dursun zaman, kapansın bu cevapsız eski defter;
Bir beyaz örtü sardı ruhu, artık her şey hayali.
Halil Kumcu
6 Kasım 2020 / Cuma / Ankara