İki bin on altıda bir hüzün ayaklandı,
Havada hazan, aynada rüya yankılandı.
Kursakta acı, kederlendi, kapıyı çaldı,
Tarih utandı, sustu, sensizliğe ağladı.
Bu ne biçim kara talih ki gözlere vurur,
Toprağa dökülen al kanda ecel kahrolur.
Ahmet oğlu Mehmet’in dilediği şehadet,
Kenan yıldız oldu, anacağım ilelebet.
Yaşanmış günlere çekilen kırmızıçizgi,
Oluk oluk akıyor Cizre’de, Sur’da rengi.
Hangi ıstırap seni kahpece vurdu, Musa?
Üfledi Zehra'nın feryadını, ölüm Sur’a.
Düşler kırılır her gün, bir iki üç fidandan,
Kor acılar dilde tutulur, göçer dünyadan.
Hayalleri yarım kalır ana, baba, eşin,
Hapsolursun içine düşen közün ateşin.
Ya Rab, dinsin minik ellerdeki gözyaşımız,
Felekler yandı ahımızdan, bir de na’şımız.
İsyan değil bu vatana fedadır kanımız,
Mezara kına döken kefenli adsızlarız.
Halilî der: Yâr yolunda ölmek şandır bize,
Mavi vatan için düşen canlar candır bize.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Zehra’nın Feryadı”, 2016 yılının karanlık ve hüzünlü günlerinde, Cizre ve Sur’da yaşanan acıların, yitip giden canların ve ardında kalan gözyaşlarının ağıtıdır. Bu şiir, sadece bir şehrin değil, bütün bir milletin yüreğinde açılan yaranın kelimelere dökülmüş hâlidir. Zehra’nın feryadı, çocukların gözlerindeki yaşta, anaların sessiz duasında, şehitlerin kanında yankılanır. Yazıldığı günkü tazeliğiyle, hem bir hafıza hem de bir vefa borcudur.
2016 Şubat / Bartın