Yol da benim, yolcu da ben;
Kendinden kaçar mı insan hiç?
Hiçbir yol ulaşmıyor sana,
Ayrılığın resmi hariç.
Bu uzun yol candan cana;
Bir türlü çizemem mutluğun resmini.
Hem özlemesini bilirim,
Hem de bağıra çağıra gitmesini.
Dünün pişmanlığında,
Su üstüne yazı yazmak meselesi…
Hani bir rüyadan uyanır gibi,
Zihnimi kemirir bu düşün hikâyesi.
Kader yayı kurulmuş;
Kim bilebilir ki geleceğin ne getireceğini?
Kayıpların şarkısı elime değmiş bir kere,
Hem beni yaktı, hem de kendisini.
Bir gül goncası kanar,
“Belki döner” diye bekleyenlerin ciğerlerine.
Vakti gelmişse gitmenin can,
Yol ayrımında her şey bahane.
Ey yâr, burası var ya kara…
Dudağından kalbine kadar kapkarayım.
Bildiğin gizli sevda cehenneminde yolcu,
Katıksız şu sol tarafım.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Ey bu dizeleri okuyan dost… Biliyorum, bazen yol uzun gelir insana, bazen bir adım bile atmak istemez. Ama bil ki bu şiir sana yol tarif etmek için değil, kendi yolculuğumdan bir parça paylaşmak için yazıldı. Sen de yolcusun, ben de yolcuyum; fark etmez kaç kilometre. Bazen ayrılık yakar, bazen özlem boğar, bazen de sadece sessizlik kalır geriye. İşte o sessizlikte, bu sözler senin kulağına fısıldayacak; tıpkı bir türkü gibi… Dinle: bu şiir ne bir öğretmen ne bir nasihatçidir. Sadece yolun ortasında duran bir yolcunun yorgun nefesidir; Bazen sana “sus” der, bazen “unutma” der. Bazen de en çok ihtiyacın olduğunda, “buradayım” der. Ve bil ki ey okur… Her dize, bir adım, her nakarat bir nefes. Sen okudukça, ben de yazdıkça, bu yolculukta yalnız olmadığımızı anlayacağız. Şiiri oku, hatırla, sus; sonra kendi yoluna devam et. Ama bir yerde durup, “Bir yolcu vardı, bana kendi hikâyesini anlattı” de… İşte o zaman, yolculuğun en değerli durağına varmış olursun.
2 Ağustos 2024 / Salı / Ankara