Birisi var, adını diyemediğim,
Her dem meyilli bu gönül…
Gün geçti, bu saat o saat değil;
Yine güle gam düştü, be bülbül.
Ömrümden ne baharlar geçti habersiz;
Bilmem, bir dahaki hazana erişir mi?
Ömür dediğin iki nefes arasında;
Gamında gamlanıp, deminde demlenir mi?
Ciğerlerime çarpan o resmin, o gül kokun,
Ateş gibi yakar zamanımı hasretinden…
Şu yolun solundaki duvar,
Düğümlendi sürgün yedi gözlerinden…
Derin gün batımında, şamdandaki mum gibi,
Taş yüreğine söylediğim sözler bir tüter, bir söner.
Çok geride kaldı kalbime dem vurduğun,
Kendimden geçercesine gözlerine baktığım o günler.
Şimdi dudaklarda asırlık bir gurbet asılı;
Ne hazin ki kursağımda soğuk bir selam…
Bu hicran, bu ayrılık ateşi düştü düşeli;
Dilde söz üşüdü, yüzde resmin… vesselam.
Kapanır mı hiç bu yangın, bu sızı?
Gönlümde küllenmiş bir eski ateş gibi…
Her gece adını anar, düşler kurar;
Sessizce susar, gönlümde bir gemi.
Ne döner zaman, ne dolar boşluklar;
Yaralı kalbim bekler eski baharı.
Söyle: Sevda bu mu son? Bu mu veda?
Yalnızlıkla örülür her yarın… bilinmez ki cevapları.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Bu şiir, adı dahi yüreğe ağır gelen bir ayrılığın, zamana yayılmış sessiz çığlığıdır. “Vesselam”, bir kapanış değil, bir kabulleniştir. Her dizede, içimde saklı bir sızıyla, geçmişin kıyısında dem tutmuş bir sevdayı anlatmaya çalıştım. Bazı duygular, dile gelmese de kalpte büyür; bazı isimler, söylenemeyecek kadar derindir. Zamanın döngüsünde, bir gülün gamla solması gibi, bazı sevgiler de ayrılıkla olgunlaşır. Bu şiir, sevdanın sessizce içe aktığı, gözlerden değil, gönülden taşan bir vedanın izidir. Adını diyemediğim birine, susarak söylediğim son sözdür bu: Vesselam.
19 Ekim 2022 / Çarşamba / Bartın