Ayrılık atına eyeri vurmuş,
Bir zamanlar dizlerinde yattığım.
Boş işlerle yazgısını unutmuş,
Ben kendime ettiğime yanarım;
Sevda dedikleri kapkara yolmuş.
Yaralı yerin bakışıma gelir,
Gücüm yetmez bir türlü unutmaya.
Yumruk gibi göğsümde düğümlenir,
Nasırlı ayağım başlar yanmaya,
Gözümde kanar, sesimde dizilir.
Bu bir daha dönülmeyecek yerde,
Ayrık otu düştü, eğrelti yenmez.
Ne ben sende olurum, ne sen bende;
Harf harf, hece hece sustum, gelemez.
Hatıralarım soldu, gül benzinde.
Şu gönül girdabında yaşanmışlık,
Yitik bir aşkın gölgesinde ömür.
Acı, damla damla hem de asırlık,
Gezdiğim kentin sokakları üşür;
Özlemek var ya beklemek yok artık.
Tam da yazgı geldi yaşıma çattı,
Bedenin saran şehre elim değmez.
Sıla şarkısı gurbete kazındı,
Ayağımdaki prangayı eskitmez;
Ne olur, bir ses hicranım çağırdı.
Hatıralar bulanık bu ezberde,
Kapalı kapının ardında kaldın.
İnce, kesik bir çığlık son nefeste,
Kirpiğimin arasına saklandın,
İzim yolumda kayboldu çehrende.
Öyle bir gün, böyle beni kandırdın,
Can dediklerim kefen kafesinde.
Cismine hasret kalemim sandığım,
İçi zehir dolu bir kadeh vardı;
Nasıl üzgün içim her seferinde.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Biliyor musun dostum, her giden biraz kendini götürüyor insandan. Ben o gidişleri seyrederken, içimde bir at kişniyor hâlâ — ayrılığın yelesine rüzgâr dolmuş, yüreğimse hâlâ dizgin tutmayı bilmiyor. “Unut” dediler, unuttum sandım, ama bir şehrin duvarına yaslanınca yine o koku geldi burnuma… Bütün şarkılar seni anımsatıyor artık ve ben, her dizesinde kanayan bir şairim. Sen okurken belki “bu kadar da olmaz” diyeceksin; ama ben o “olmaz”ların içinde kaldım. Yazgı dediğin, bazen bir ses kadar kısa, bir suskunluk kadar uzun oluyor. İşte o aralıkta, ben hâlâ seni yazıyorum.
29 Ağustos 2024 / Salı / Ankara