Aşk dediğimiz şey,
Derin bir şey,
Çok garip bir şey;
Kırık kanatlarla uçmak gibi bir şey.
Bir kokuda, bir dokunuşta,
Yahut bir gözyaşında,
Tıpkı duvardaki bir ayna,
Gölgelerin akın ettiği kafamda.
Bir gam yurdu dünyada,
Yüz parça eder insanı;
Aşk denen oyun,
Alevden damarların yanması.
Ben aşk çekmeye geldim buraya;
Kalbim özledikçe, münzevi hayatımı.
Her şey uçup gidiyor,
Bir anımsamadaki el yordamı.
Masada ekmek aşk,
Aynada puslu yüzün;
Bana kendinden bahset biraz,
Anlat gecenin hikâyesini bugün.
Binlerce görüntü geçiyor gözümün önünden,
Yüzümde keder işareti;
Hem de kalın çizgili,
İçimde yüzlerce yorgunluk depreştirdi.
Boşu boşuna anlatmaya çalışıyorum;
Gördüğüm kimse,
Benzimde çiçek açmıyor artık;
Bu defa sen… birdenbire parçaladın beni kesinkes.
Aşk, düşlerle dolu o ateşli sözler,
Taşın toprağın bile kalbine işler.
Baktıkça batıyor sol yanıma,
Yüreğimin derinliklerinde yatan o tutkular, izler.
Yüzümü nereye çevirsem, aşkı görüyorum;
Hafızamın sinsi bir oyunudur belki.
Son adımı atarken birdenbire,
Senin yüzünü seyrediyorum sanki.
Her yerde sen varsın;
Aşkın kutsal bir tapınağı gibisin.
Kocaman bir insan denizinde,
Geçmişimi şah, geleceğimi mat ettin.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Biliyor musun sevgili okur, aşk insana önce kendini unutturuyor, sonra kendine döndürüyor. O dönüş ise bir yangının içinden geçmek gibi... Ben de dönerken yandım biraz. Küllerimle yazdım bu şiiri. Aşk dediğin öyle büyük bir kelime ki insan bazen onu yaşadığını sanıyor — oysa çoğu kez, aşk seni yaşarken sen farkına varmıyorsun. Bir gün bakıyorsun, bir ses, bir nefes, bir gülüş kalıyor sadece... Ve sen, o gülüşün gölgesinde yıllarca aynı yerdesin. Ben bu şiiri, bir kadına değil, onunla birlikte kaybolan kendime yazdım aslında. Sen de okurken, belki kendini bulacaksın bir dizede; ya da yitirdiğini hatırlayacaksın sessizce. Olsun. Aşk dediğimiz şey, biraz da “hatırlamaktan ibaret yaşamak”tır.
15 Ocak 2024 / Pazartesi / Ankara