Yağmur yağar yaş üstüne,
Yanan bağrım kanar şimdi.
Kalem kırıldı yazarken,
“Kader,” dedim, döner şimdi.
Yaralandı kâğıt aşkla,
Ağlar gönlüm, dayan şimdi.
Soluma saplandı sızın,
Acır canım, dostlar şimdi.
Ölmeden bir kere desen,
Seven gönül görür şimdi.
Yüzüne elimi bırak,
Sazı çalan gurbet şimdi.
Beynim karıncalanıyor,
Sıkar sevdan, boğar şimdi.
Ah, elimde değil benim,
Yollar uzar, gider şimdi.
Yazık, sesin öyle uzak,
Koyar vedan, tüter şimdi.
İki gözüm, iki çeşme,
Dolar yüküm, taşar şimdi.
Kuşu ölmüş çocuk gibi,
Bakan resmin mahzun şimdi.
Ruhumu gömdüğün dünler,
Ateş yakan alev şimdi.
Sokaklarında gezen ben,
Ayyaş oldu, sarhoş şimdi.
Gelene geçene sorar,
Kabre girer, bekler şimdi.
Gölgene bile sarıldı,
Bağrı yanık bir kor şimdi.
Katı canımı ısıtan,
Kadın gitti, gider şimdi.
Bir sesle yükseldi saki,
“Gafil oldu,” dersin şimdi.
“Dayanamıyorum,”diye,
Yerme be hor görme şimdi.
Mezar taşının dili yok,
Etme yâr, kahretme şimdi.
Tümör gibi büyüyorsun,
Çok âşık hâlâ bil şimdi.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Biliyor musun, bu şiiri yazarken içim delik bir testiydi. Ne kadar döksem de bitmedi içinde birikenler… “Çok âşık” dedim kendime; hani şu kendini kandıranlardan sandım bir vakit, ama değilmiş… Her mısra, bir ömrün nasır tutmuş yerinden sızdı. “Şimdi” dedim, çünkü o hep “şimdi”de kaldı. Ne dün bitti bu yangın, ne yarın sönecek… Belki sen de sevdin bir zamanlar, hani şu kalbinin içinden çıkamayanı… Belki sen de bekledin, gelmeyeceğini bile bile. İşte o yüzden anlıyorsun beni; işte o yüzden bu şiir seninle konuşuyor. Her dörtlükte biraz sen varsın, biraz ben. İkimiz de aynı yerden yanıyoruz, aynı yerden üşüyoruz. Sevmek bazen kabuk tutmayan bir yara, bazen mezar taşına kazınmış bir “adı hâlâ anıyorum” cümlesi. Ben yazdım, çünkü sustukça çoğalıyordu. Sen okudun, çünkü içinde bir yer hâlâ kanıyor. Ve biliyor musun dostum… Hâlâ çok âşığım.
25 Ocak 2024 / Perşembe / Ankara