Çevirdim kum saatini;
Dönülmez akşamın ufkundayım.
Kaburgamda ellerinin izleri…
Aylar var ki sana tek bir dize bile yazamadım.
On ay… Tam üç yüz gün eder;
Bartın’da hüzünlü bir sonbahar.
Aklım, ağlayan ağacın altında;
Gönül küllenmiş bir mangal gibi hatırlar.
Hançer ucu gibi kıpırdadıkça içime batıyor,
Çok eski yaralar.
Kalbimde hiç sönmeyen bir ateş yanmakta,
Olmadık şeylere ağlar oldum bu aralar.
Kesti dizlerimin ferini,
Gönlümün otuz beş yıl önceki kanaması.
İncik boncuklu dar sokaklardaki solgun yüzünle,
Ciğerlerime içli içli iniyor bu iç sıkıntısı.
Sensizlik çekilmez dert imiş;
Yaralı gönlüm, hasretine başkaldırır.
Gönül ferman dinlemiyor ki…
Ahım, binlerce bülbül feryadını barındırır.
Uzaklarda gam var, keder var;
En içli ağıta bir kurşun yarasıyla vurur neşter.
Hudutsuz bir aşkın varlığını itiraf etmekteyim,
Gitmekle bitmiyor bazı şeyler.
Dilsizliğin tercümanı gözyaşları…
Yaram kendime kanar.
Vakit çok geç, gönül yaram,
Kırıldı sıkı sıkıya sarıldığım dallar.
Kalbimi işgal eden âşıklar pazarında,
Sol elimde sen…
Derede kayık, kayıkta senle ben…
Sağ elimde dümen.
Gözlerimdeki nem, selleşip çoktan bendini aştı;
Baktığım her yerde suretini görür oldum.
“Unuttum” demekle unutulmuyor;
Seni andıkça, hep ahımı çeker aşkına gönül koyduğum.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Sevgili okur, bazı yaralar vardır ya… Zamanın bile dokunmaya çekindiği, insanın içine bir hançer gibi girip yıllar geçse de ucunu hep hissettiren… İşte bu şiir, o yaraların mektuplara sığmayan hâlidir. Bazen “geçti” dersin, “unuttum” dersin, ama içindeki saat, hep aynı yarayı gösterir. İşte o an anlarsın ki insan bazı acıları hayatından değil, hayatını acılarından öğrenir. Bu şiiri yazarken sana bir şey söylemek istedim, okur: Gönül, unutmak için değil, taşıyabilmek için yaratılmıştır. Kimimiz sessiz taşırız, kimimiz kelimelere dökeriz… Ben kelimelere döktüm; sen belki okurken kendi içindeki kırık sesi duyarsın. Eğer bir gün, hiç göndermeyeceğin bir mektup yazacak kadar incinirsen, bil ki yalnız değilsin… Herkesin içinde bir “gönderilmemiş mektup” vardır; bir yüzü unutmakla yırtılmış, bir yüzü hatırlamakla ıslanmış. Ben sana sadece şunu bırakıyorum: Gönül yarası kapanmaz; ama insan, yarasının içinde yaşamayı da öğrenir. Okur, şimdi bu sayfayı çevirsen bile ben o mektubun kenarına bir cümle daha sıkıştıracağım: “Unutma… bazı ayrılıklar gitmekle değil, geride bıraktıklarıyla sürer.”
9 Eylül 2024 / Pazartesi / Ankara