Bedenim ruhumla geriye gidiyor,
Uzuvlarım dermansız ve çaresiz.
Gözümün kenarında hazır bekleyen,
Ilık gözyaşlarım dökülür davetsiz.
Usançla geçen yaşanmışlık,
Takma dişlerle ağzımdan çıkar.
Koltuk değneklerine dayanmış,
Titrer ağrırken yorgun ayaklar.
Ölüme en yakın andan,
Pencereden izliyorum hayatı.
Cama yapıştırılmış bir buğu gibi,
Hep çoğalan bir üzüntü ispatı.
Yüreğimin üzerine dökülmüş,
Yakama çöken bıkkınlık;
İçime atar, yutkunur, susarım…
Elimde o hain aldanmışlık.
Yıllar birbirinin üstüne yığılırken,
Vardığım yer: ihtiyarlık durağı.
Bir püfle mum gibi söner insan,
Biter ömrün ince aralığı.
Kâğıda küskün kalemle düşen geçmişin izleri,
Yaşamın özetiyle boğazıma dizilir.
O cılız ümit de sönmek üzere;
Bu yüzün ve güzün son durağı: kabir.
Ömrümün sonundaki bu uzun hastalık,
Hep çoğalan bir üzüntüyle karşıma dikilir.
Evim bir hayalet enkazı gibi,
Sarı yapraklar misali dökülür bir bir.
Beyaz kefene sarılmış başımla,
Belim eğilince doğrulamıyor.
Perde kapanmak üzere artık,
Bir inişten berzah tarafına koşuyor.
Her şeyi içine atan gönlümün,
Derdini dökmeye dilinde mecali yok.
Vücudum gömülür tabuta…
Yanıma gelenim yok, ardımdan gidenim yok.
Bir akşam saati gibi hazin ihtiyarlık,
Saçımı sakalımı ağartmış.
Guguklu saat gibi geceye kurulu,
Geriye bir tek kuru soluğumu bırakmış.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: “Biliyor musun sevgili okur, insan yaşlandıkça bazı şeyleri daha iyi görür; gözleri zayıflar ama kalbinin feri artar. Bir ömrün sonunda anlıyor insan, geride bıraktıklarıyla değil, içinde taşıdığı yaralarla yaş aldığını… Ben bu şiiri, bir akşamüstü oturup içimdeki yorgunluğu dinlerken yazdım. Hani sen de bazen pencereden dışarı bakarsın ya hiçbir şey demeden… İşte o hâlin bir benzeri çöreklenmişti içime. İhtiyarlık, yalnızca yaşın değil; sensiz kalmış cümlelerin, tutulmuş nefeslerin, geç kalmış itirafların durağıymış meğer. Belki sen de bir gün uğrarsın bu durağa. Belki bir sandalyeye oturup benimle iki kelâm edersin. ‘Bu kadar acı da olur mu?’ dersin. Olur sevgili okur… İnsan yaşlandıkça en çok kendi içindeki sessizliği duyar. Ben o sessizliği yazdım. Biliyorum, herkes bir gün yolunu buraya düşürecek. Ama sen sakın ürkme… Çünkü ihtiyarlık, her ne kadar ölümün gölgesine yakın olsa da içinde hâlâ bir parça hayatın sıcaklığını saklar. Yeter ki yanında konuşacak biri olsun. Ben konuştum. Sen de okurken yalnız hissetme diye.”
5 Temmuz 2024 / Cuma / Ankara