Ankara’da ekimin o son günleri...
Naif bir ağrı dolanıyor damarlarımda.
Sol dizimde, sol yanımda inceden bir sızı,
Beklemek zor, bu soğuk demir kapılarda.
Meşhurdur bu diyarın ayazı, kışı;
Neylersin, kaderdir; yaşayıp göreceğim.
Her mevsim ayrı bir renk sürse de yüzüme;
Ben bu gece yüreğime o beyaz kefeni giydireceğim.
Varsın dövsün rüzgâr yüzümü, ne çıkar?
Varsın sadece üşüyen ellerim olsun...
Sokarım ceplerime, gizlerim yalnızlığımı;
Kurusun varsın ağzım, yüzüm, her yanım kurusun.
Ya kalbim... Kalbim üşürse ne yaparım?
Hangi yabancı gönle sığdırırım onu?
Yol yorgun artık, yolcu bin yıllık yorgun;
Ha kör kurşun gelmiş, ha o mukadder son kurşun...
Beyaza boyadım artık, o keskin ölüm kokusunu.
Işıklar söner, bir Ankara ayazı kalır geride,
Ne bir ses duyulur, ne de yarım kalmış bir hece.
Gidiyorum, adımı rüzgâra emanet ederek;
En beyaz uykuma dalıyorum bu gece.
Halil Kumcu
25 Ekim 2018 / Perşembe / Ankara