Seni falların karanlığında aradım durdum,
Bir ümit, bir teselli, bir avunuş adına...
Heyhat! Çığlıklarımı yüreğine kanatlandıramadım,
Oysa aşkın duaları kalpten kalbe yol bulur derlerdi;
Sen adım adım uçup gittin avuçlarımdan,
Ben sadece ardındakilerle bakakaldım.
Üç beş adım kadar yakındın bana,
Ve bir o kadar uzak; Fizan gibi, ölüm gibi...
Uzatsam ellerim ellerindeydi belki,
Gözlerin gözlerimde, nefesin nefesimde...
Peki neden Tanrım, neden bu sol yanım için için sızlar?
Neden bu kadar yarımım, bu kadar eksiğim?
Kanadı kırık bir kuşun çaresizliği çökmüş üstüme.
Meğer insan ne özlermiş hayatı boyunca, ne de özlenirmiş;
Lades olduğunu bile bile ne beklermiş, ne de bekletirmiş...
Oysa ben seni hâlâ o büyük özlemle bekliyorum,
Sen bana bin kere "lades" desen de,
Kalbimin her zerresi senin kalbine fısıldayacak:
"Seni çok seviyorum, seni çok özlüyorum."
İstemem artık, gelme; ben seni beklemeyi sevdim.
O uzaklığı, o imkânsızlığı, o bitmek bilmeyen sancıyı...
Her gece saat on ikide, gözlerimden sessizce akışını sevdim.
Bilmesen de olur, hiç gelmesen de...
Ben seni, seni görmeden de severim;
Senden habersiz, tek başıma, sadece kendimce.
Halil Kumcu
2 Mart 2017 / Saat: 14:55 / Perşembe / Bartın