Kıyamet koptu, geriye dönüş yok;
Er ya da geç ayrılık var, bilesin.
Ölüm Allah’ın emri, mümkünü yok;
O gün her şeyini kaybedeceksin.
Vicdani yükle kafam allak bullak,
Et parçası gibi savruluyorum.
Çocukluğum asırlar kadar uzak,
Korkunç boşluk, o ses işitiyorum.
Yüreğim şakaklarında atarken,
Var sanılan şey bir anda yok olur.
“Baş döndürücü güzelliğim,” dersen,
Unutmak kimin haddine bulunur.
Hor gören aklımı yitirdim şimdi;
Yanarak öldüm mü diye düşündüm.
Her şey seninle ilgili gizimdi;
Gözünde beliren gerçeği gördüm.
O küçücük titreyen parmakların,
Tevekkülü sunar mutlak Allah’a.
Ruhumda aralanan o anların,
Sonu ölüm ve ayrılık ya güya.
Bileti kesilmiş yolculukların,
Kirpiğinde mazisin tutunarak.
Yaramın üstüne yaralar açtın,
Gözlerimin ta içine bakarak.
Her yerde şu birkaç günlük ayrılık,
Bu ayrılık bin ölümle kapımda;
Vuruyor ayrılık lafları âşık,
Yatan acı sesler gibi şuramda.
Suçlu gönlüm, aşkın külüyle yanar,
Halilî özün de sözün de haktır
Dünya dediğin bir nefeslik diyar,
Ayrılık da ölmek kadar acıtır.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Bazen insan, ayrılığı yaşarken değil, kabullenirken yanar. Soruyorsun ya dostum, “Bu kadar acıyı neden yazarsın?” Çünkü bazı yaralar, içte susunca büyür; söze dökülünce küçülür, insanı hafifletir. Ben bu şiiri bir vedanın değil, bir teslimiyetin ardından yazdım. Sevdiğini kaybetmek, aslında kendinden bir parçayı gömmektir toprağa. Ama bil ki her ayrılık bir hatırlanıştır da… Her ölüm, bir kavuşmanın önsözüdür. Eğer bu dizelerde kendini bulduysan, bil — sen de benim gibi yanmış, ama sönmemiş bir kalpsin. Ve biz, bu yangının külleriyle aydınlanıyoruz…
10 Ocak 2024 / Çarşamba / Ankara