Seccademde dilime saklanan duan,
Gönlümden alnıma yazılmamış;
Meğer hayat, yaşamdan ölüme gitmekmiş,
Bir yüreğe dokunmak, sonra yanmakmış.
Gittiğin her adımda kıyametim koptu,
Dudaklarım düz bir yazıda titredi.
Yaşadığım sanki kayıp bir masaldı,
Bir tufan gibi sevmek bile yetmedi.
Bir şey istemez vuslata âşık bülbül,
Sen kopardın dallarımı kurumadan.
Herkesin bir alın yazısı varmış derler,
Gün gün süzülür yüzümüzdeki aynalardan.
Yalnızlığımın üstüne sinmiş kokun,
Birkaç satırdan sonra karalanan anılar…
Beni yakıp yıkan yalnız bu kelimeler kaldı;
Gerisi yok artık, ötesi aldanışlar.
Kanadı mı hiç sözlerin konuşurken?
Kendini bir ömre mahkûm ettin mi?
Sen yaprak gibi düşerken takvimlerden,
Ben o limanda unutulmuş son gemi.
Saklandım her cümlede senden kalanlara,
Aklımda sen, elimde yanık bir fotoğraf.
Bir aşkın enkazı sürünüyor içimde;
Ne hatıran tamam, ne de vedan bitaraf.
İçimde eksik kalan ne varsa sendin,
Alnıma kazınmışsın… silemedim elbet…
Unutmaktan bile korkanken seni,
Seninle tamamlandı yazgım nihayet.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Bu şiir, kaderle yazılmış ama kalple silinemeyen bir sevdanın yankısıdır. Her dizesinde kayıpların sessiz çığlığı, suskunlukların ardına gizlenmiş yakarışlar ve bir ömrün alın çizgilerine sinmiş bir isim vardır. "Alın yazısı", bazen yazıldığı gibi yaşanmaz; bazen de hiç yazılmamış gibi, her şeyi yaşatır insana. Sevmenin tufan, ayrılığın sessizlik, hatıraların ise karalanmış sayfalar olduğu bu şiir, geçmişe değil; geçmişte kalmış birine tutulmuş bir aynadır. Bu yüzden her kıta, bir vedaya değil, içimizde yarım kalmış bir 'kabul'e yaslanır. Unutmak bazen mümkün değildir; çünkü bazı isimler kalbe değil, alın yazısına kazınır…
13 Ağustos 2022 / Cumartesi / Bartın