Bekleme odası dedikleri yerdeyim,
Gölgem cepsiz kefenlere dolandı.
Yürüdüm, sustum şu fâni dünyada,
Gördüm ki külü yalan, sözü yalandı.
Koskoca evrende bir toz tanesi olanlar,
Yüreğinize bir gün pişmanlık dolacak.
Küçük bir parantezde binlerce fırtına,
Kalbinizde taşıdıklarınızla toprak olacak.
Düşün şimdi: büyüklüğün üç gün sürer;
Çekip gideceksin rolünü oynadıktan sonra.
Bu sahnede sonun, akşamdan sabaha hiç imiş;
Hasretle vuslata kavuşur ölüm, ardın sıra.
Bir eğlence, bir oyun yerinde nefesin sayılıdır.
Yüreğin kan ağlarken, o döner de döner.
O en uzun, uçsuz bucaksız iç yolculukta,
Bir meçhul gemi demir alır… yüzer de yüzer.
Dün, bugün, yarın akar gözlerinden,
Gençliğin düşlerini ihtiyarlığın izinde ararsın.
Kelimeler anlamsız olur, dil hükmünü yitirir,
Beden dediğin yükle ağır ağır sararsın.
Bir çınar gibi yalnız… gövdemde bin yara,
Ne bir durak kalır, ne de umut duvarlara.
Bir ismin kalır belki, bir de sessiz kaldırımlar,
Sonra zaman dizer seni de kurşunlara.
Giderken anlarsın: her şey ne kadar boşmuş…
Ne taç kalır geride, ne taht, ne de zafer.
Bir kefen, bir dua, bir avuç suskunlukla,
Tamamlanır insan; bu son sefer.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Bu şiiri yazarken, aslında kendimle değil, sizinle konuştum. Çünkü fâni dünya, hepimizin sırtına aynı yükü koyuyor: kaybolan zaman, kırılan umutlar, yarım kalan sevinçler… Biz yaşarken oyun sandığımız şey, meğer ağır bir imtihanmış. Belki siz de bir gün aynaya bakıp, yüzünüzdeki çizgilerden değil; kalbinizdeki suskunluktan korkacaksınız. O an anlayacaksınız ki, hiçbir zafer, hiçbir alkış, hiçbir taç kalıcı değil. Geriye yalnızca bir avuç sessizlik ve içimizde taşımayı bilip bilmediğimiz kadar sevgi kalıyor. Ben de o sessizliğin kıyısında, sizlere küçük bir ayna tutmak istedim. Bu dizeler size acı değil, biraz olsun huzur getirsin. Çünkü bilirim: ölüm, vuslatın en sessiz kapısıdır…
26 Eylül 2021 / Pazar / Ankara