Kalabalıklar ortasında, bir başıma ve sessiz;
Kaldırımda yürüyorum, adımlarım belirsiz...
Hiç kimseye değmeden, hiçbir gölgeyi incitmeden;
Yalnızlığımla konuşuyorum, kimsesiz ve dertsiz.
Basıp geçiyorum insanların o kararmış yüzlerine;
Aldırmıyorum artık bu bitmek bilmeyen hüzne.
Parçalanmış yüreğimden haber ver ey yabancı;
Aynadaki o darmadağın, o yorgun suretine.
Vakit imsak... İçimde bir ses beni çağırıyor;
Kaldırımların ardından, derinden bir ses yankılanıyor.
Gecenin o son ve en soğuk nefesiyle beraber;
Kaldırımla beni, sessizce yerle bir ediyor.
Kalmadı artık bu taşlarda insanların o şen ayak sesleri;
Ne bir dilencinin el açışı kaldı, ne de o eski ezgileri...
Seyyar satıcıların o kutsal alın teri bile çekildi;
Sokaklar şimdi yorgun, sokaklar şimdi çok geri.
Çoktan göç etti bu şehirden o narin ateş böcekleri;
Gece karanlık artık, gece alabildiğine ıssız...
Sokak lambaları boynunu bükmüş, onlar da yapayalnız;
Bir ben varım kaldırımlarda, bir de birkaç evsiz barksız.
Hayatla ölümün mesafesi, biliyorum bir kurşun atımı;
Duyuyorum artık arkamdan gelen o kaçınılmaz adımı.
İşte gidiyorum kaldırımlar, bırakıyorum bu şehri;
Gidiyorum... Karşımdadır şimdi o en büyük yol ayrımı.
Halil Kumcu
4 Eylül 2018 / Salı / Ankara