Ey sevgili...
Sesin bir rüzgâr gibi yankılanınca kulaklarımda,
Eski bir özlem çöker ağır ağır içime.
Boğazım düğümlenir, kanadım kırılır;
O iki hecelik "öz-lem" dediğin koca yük,
Mermer bir taş olur, düşer yorgun üstüme.
Elini tutmadan geçen her saniye, her dakika,
Sanki damla damla, bir bir eksiliyorum dünyadan.
Tarifi imkânsız, adsız bir şeysin sen;
Hayatıma girdiğin o ilk günden beri,
Her gün küllerimden yeniden doğuyorum.
Gerçekleşmesi imkânsız bir rüya gibisin,
Adın harf harf kalbime kazınmış bir mühür.
Bir çocuk nasıl muhtaçsa anne sıcaklığına,
Ben de öyle muhtacım senin o çocuksu sevgine.
Şimdi çöl yağmurları yağıyor, kurumuş gözlerime.
Bir düşümüz vardı seninle, hatırlar mısın?
Sarmaşıklı bir ev, huzurlu bir bahçe...
Oysa ben, buz gibi bir yetimhane uykusundan geliyorum;
Bilmedim annemi, hiç tanımadım babamı.
Eski yaralarım hâlâ kanıyor, ey sevgili...
Sen beni sev ama en çok yalnızlığımdan sev,
Kimsesizliğimden tut ellerimi.
Halil Kumcu
Eylül 2019 / Ankara