Saat gecenin üçü beşi,
Ne fark eder; yapayalnızsın yine.
Ansızın bir gün kalbin duruverir,
Dişlerinin arasında o terane.
Doğarsın, sonra da ölürsün.
Hayat bu kadar basit.
Bu neyin kavgası böyle?
İkisinin arası bir nefeslik izmarit.
Kaşla göz arasında,
Satırların arasında çizgiler yanar.
Sonra bir kıyıya çekilir,
Ciğerine bir avuç köz atar.
Yatakta dönüp durur;
Bir türlü uyku tutmaz ablası.
Gözleri dolar, Allah kahretsin.
Bu çilenin adı ekmek kavgası.
Üstleri başları paramparça,
Yığın yığın, sürü sürü insan sokaklar.
Zamanla kanıksıyor
Böyle vurdumduymaz olanlar.
Kalem ağlar yazarken;
“Çok değil, bir göz evimiz olsun.”
O günlerden kalan ekmek kokusu
Hâlâ sızlatır burnunu çocukluğumun.
Hiç unutmam ıslak ekin kokusunu,
Vıcık vıcık terden sırılsıklam bir rüyaydı.
Fakirin kavgası, ekmek kavgası;
Tabanındaki sızıdan vurmaya başlardı.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Sevgili okur, biliyor musun? Bu dünya sadece bizim neşemizden ibaret değil. Orada sokaklarda, yığın yığın insanlar, ekmek için kavga ediyor. Kimisi küçük bir umudu, kimisi hayalini, kimisi hayatını savunuyor. Ben bu şiiri yazarken o insanların sesini duydum. Her satırında biraz kendi çocukluğum, biraz senin göremediğin acılar var. Çünkü ekmek, sadece karın doyurmaz; onursuz bırakırsa insanı, ruhu da acıtır. Gözlerini kapatıp düşün… Belki bir gün sen de fark edeceksin, hayatın ne kadar basit görünen şeyleri aslında ne kadar büyük savaşlara dönüştürdüğünü. Şiir, sadece anlatmak için değil, hissettirmek içindir. Her dizeyi okurken unutma: Bu kavga, hepimizin vicdanına dokunur ve bazen bir kalem, bir çocuk gözleri kadar güçlüdür bu dünyada.
6 Ekim 2023 / Cuma / Ankara