İçimdeki yarasın,
Şu göğsümü deşen hançer.
Dinmeyen sızın,
Sol yanağımdan süzülür, ta derine iner.
Sinemin en derin yerine,
Dikiş tutmuyor.
Ne vakit gül cemalin gelse gözümün önüne,
Sonuna kadar kanamaya devam ediyor.
Kabuğunu kırıp içine baksan,
Dört bir yana fışkırıyor sözlerin.
Duvarlar üzerime geliyor,
En derin yerinde duruyor hayalin.
Dil yarası asla kapanmazmış,
En acıtıcı yaraymış.
İzi hiç silinmez,
Kör bir bıçaktan farksızmış.
Yüreğimi boydan boya kestiğin,
Kalbimi titreten bu dil yarası.
O kadar ağır bir şey ki,
En gizli tarafımda yıllarca sürüyor dahası.
O kelimeler söz değil,
Sanki bir mızrak gibi deşti menzilimi.
Sesin üstümde,
Zehirli bir ok gibi deldi etimi.
Söyleme, bilmesinler diyorsun bir de,
Bu dil yangınındaki aşk ateşi.
Ağıt yakmanın ta kendisi,
İğne gibi batıyor körleşmiş aynadaki o kişi.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Bu şiiri yazarken aklımda hep şu vardı: Bazen bir kelime, bir bakış, bir sessizlik… İnsanı yerinden sarsar, içini delip geçer. “Dil Yarası” tam da bunu anlatıyor; sözlerin insanın yüreğinde açtığı derin yarayı ve o yaradan yıllarca süzülen sessiz acıyı. Okur belki kendi yaşamında da bir dil yarası bulacak burada. Belki bir ayrılık, belki bir yalan, belki de susturulmuş bir sevda… Ama unutulmamalı ki: Her acı, insanın kendi içinde büyüttüğü bir tarih, her yara, insanın kendi hikâyesini yazdığı bir haritadır. Şiir yalnızca sözcüklerden ibaret değildir. O, okuyan kalpte tamamlanır; bazen en güçlü söz, suskunluğun ta kendisidir. Bu şiiri okurken hissettiğin o sızıyı bir yük olarak değil, insan olmanın kanıtı olarak gör. Çünkü her yara, bir şekilde seni sen yapar.
5 Şubat 2024 / Pazartesi / Ankara