Ağustosun ortasında üşüyor kalbim;
Kaldırımlarda arıyorum, sanki buradasın.
Bazen deli gibi dövünüyorum,
Bazen bir çocuk gibi avunuyorum, Allah çarpsın.
Bir garip hallerde, özleminle savrulurum;
Ağustos böceklerinin cıvıltıları çınlar akabinde.
O an başlar içimde o tanıdık türkü;
Ha gittim, ha gideceğim… diken üstünde.
“Vapura binelim,” derim, martılara simit atalım;
Çay içelim, Kız Kulesi’ne uğrayalım mesela.
Ağustosta kar yağmasını istemek gibi bir şey…
Bir garip hallere bürünüyorum yıldan yıla.
Bir yarım kavurucu sıcak, öbür yarım;
Avuçlarına bıraktığım aşk.
Her yanımı sardın, yanıyorum sessizce;
Bir kıvılcımınla gözlerim ağladı, ağlayacak.
Kendi halimde deviriyorum günlerimi;
Nasıl da kokarsın şimdi… Ağustos gülü gibi…
Yaprak bile kıpırdamaz, yalnızlığıma dokunmaz;
Bir takvimde sıkıştırmış, cehennem sessizliği…
Bir aldanış, bir yol ayrımı sensiz, bensiz;
Bir yanda yaşanmamış günlerin sancısı,
Bir yanda buram buram kokan sensizlik…
Kelimeler bile küsmüş, alnımın kara yazısı.
Bir garip hallerdeyim… kırık döküğüm işte;
Ömür dediğin, üç beş nefeslik yanılsama.
Önce bir dal kırılır, sonra düşler kurur;
Vuslatsa… neylesin felek, öte dünyaya yazılmışsa.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Bazen insan, yazdığı şiirin içinde değil de, şiir yazarken susup kaldığı boşluklarda kendini bulur. İşte bu şiir, tam da öyle bir suskunluğun ardından geldi bana. Ağustos sıcağında üşüyen bir kalbin şaşkınlığını, özlemin insanı nasıl darmadağın ettiğini anlatmak istedim. “Bir garip hallerdeyim” derken aslında kendime de söyledim, size de… Çünkü kimimiz bir vapurun güvertesinde, kimimiz bir kaldırım taşında, kimimiz de bir takvim yaprağının altında aynı garipliği yaşıyoruz. Sevda bazen insana kavurucu bir yaz gibi gelir; bazen de ortasında kara kışa döner. Benim payıma düşen, ikisinin arasında gidip gelmek oldu. Belki siz de kendi hikâyenizi bulursunuz bu satırlarda. Çünkü özlem, yalnız bana değil, hepimize yakışıyor.
15 Ağustos 2021 / Pazar / Ankara