Bütün lisanlar buz tuttu,
Özlemin biriktikçe birikti avuçlarımda.
Yüreğime bir avuç toprak düştü sanki.
Bir mezar taşı gibi durdu sol yanımda.
Geçip giden yılların yorgunluğu üstümde,
Uzakları çoğaltır, büyüdükçe büyür.
Gün be gün bir şeyler ölür içimde,
Zihnimde açılan yaralar süründürür.
Benliğimde bir şeyler var, beni çeken,
Yaprak gibi dökülür, çürür vakitsiz.
Bir o yana, bir bu yana savrulan düşler,
Bir o kadar derin, bir o kadar çaresiz.
Yine kalbim sende takılı kaldı,
Bir yaş daha aldın ömrümden.
Vurdukça derine işleyen bu çizgiler,
Bu köhne istasyon… bu son tren…
Hayat merdiveninde kaç basamak kaldı ki?
Bu zaman aynasındaki ben, ben değilim.
Ah, gözüme takılan yaş, dudaktaki gam,
Aynı şarkıyı sarar başa, tekrar tekrar dinlerim.
Ve şimdi, suskun bir akşamın eşiğinde,
İçime çöken gölgelere gizlenirim.
Zaman aynasında ne kaldıysa benden,
Bir tebessümle veda eder, sessizce çekilirim.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Sevgili dost, bazen aynaya bakarsın da gördüğün yüz sana yabancı gelir. O çizgiler, o kırışıklıklar, o gözaltındaki gölgeler… Bir zamanlar gençliğin taptaze gülüşü vardı orada; şimdi yorgunluğun, suskunluğun, vedaların izi var. “Zaman Aynası”nı yazarken aslında kendi hayatımdan çok seninkini de düşündüm. Çünkü ikimiz de aynı yolun yolcusuyuz. Aynı basamakları tırmanıyoruz, aynı köhne istasyonlarda bekliyoruz trenimizi. Ben bu satırlarla kendi içimdeki gölgelerle konuşurken belki sen de kendi yorgunluğunu bulacaksın dizelerin arasında. Çünkü zaman, hepimizi aynı aynaya çıkarıyor: kimimizi hüzünle, kimimizi tebessümle, ama mutlaka bir vedayla… Unutma, dostum: Baktığın aynada gördüğün yüz, yalnız senin değil, biraz da benim, biraz da hepimizin yüzü…
19 Mart 2022 / Cumartesi / Ankara