Bu bir vazgeçiştir.
İçimde sustuklarım haykırıyor.
Söyleyemediğim sözler,
Kuru dallarımda sinsice yanıyor.
Gidiyorum… kendimden,
Belki bir gün yollarımız kesişir.
Bir nefeslik sokağın tam ortasında,
Titreyen yüreğim buzdağlarına erişir.
Bu ilk yanışım değil ki benim,
Son da olmayacak belli.
Yoruldum ağızdan dökülmeyenlerden,
Gökyüzünü kaybetmiş kuş misali.
Mıh gibi çakıldı adın adıma,
Damarlarım usul usul çekiliyor.
Boğazımda oluşan bu yumrular,
İçten içe sessizce vuruyor.
Zormuş… bir sevgiyi kalpte tutmak,
Ağır gelir omuzlarına… kaldıramazsın.
Bir ölme biçimidir bu, bir yok oluş:
Dünyanın en ağır yükünü taşıyamazsın.
Ve şimdi adını bile anmadan,
Suskunluğa gömüyorum seni.
Bir zamanlar ışık olan gözlerin,
Karanlığımın en keskin sesi.
Belki bir başka mevsimde, bir başka tende,
Yüzün düşer aklıma, teğet geçer.
Ama bil ki bu yürek, bu çırpınan beden,
Dünyanın en ağır yükünü taşıyamaz sendeler.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Biliyor musunuz dostlar, insanın sırtına en ağır yükü hayat değil, sevda koyar.
Bir gün gelir, içinizde taşıdığınız bir isim, söyleyemediğiniz bir cümle, boğazınıza oturan bir yumru… İşte bütün bunlar sizi olduğunuz yerde çiviler. Kimi zaman dersiniz ki: “Ah keşke sevmeseydim!” Ama aslında sevmemek değil, söyleyememek yorar insanı. Bu şiir, işte o söyleyemediklerimin yüküdür. Belki siz de okurken kendi suskunluklarınızı hatırlayacaksınız. Belki bir mektubun ucunda bırakılmış yarım bir cümleyi, belki de içinizde saklayıp kimseye anlatamadığınız bir acıyı… Ben sadece kendi yangınımı yazdım. Ama bilirim, herkesin yangını birbirine benzer: Sessiz, derinden ve taşıması ağır. Siz de içinizden “Evet, dünyanın en ağır yükü bu işte” derseniz, bilin ki ben yalnız değilim.
23 Nisan 2022 / Cumartesi / Bartın