Birazdan götürecekler beni.
Ayak sesleri çoğalıyor koridorda.
Demir kapıların dili sert,
gardiyanların yüzü taş kovuşlarda.
Ben yine seni düşüneceğim, memleketim;
tandırdan yeni çıkmış ekmek gibi sıcak,
bir çocuk gülüşü gibi saf,
gecenin içinden sızan sabah gibi uzak…
Duvarlara sürgün edilmiş sesimi,
ranzanın paslı demirine bırakıyorum.
Belki bir sabah düşlerinize,
bir mahpus kuşu konar, oğlum.
Gökyüzü gözlerin gibi mavi mi bugün?
Bir serçe uçuyor mu pencerenin önünden?
Annen, saçlarını topluyor mu sabah telaşıyla?
Kardeşin yine harçlıksız mı okula koşarken?
Bir mendilim yok cebimde.
Bir fotoğrafım da yok.
Bir tek yüreğim var;
onu da size bırakıyorum, az ya da çok.
Ben ki bir avuç umut sakladım,
karanlığın cebinde.
Ben ki bir avuç güneş taşıdım,
zincirlerimin içinde.
Bir babanın gözyaşında,
benim yarım kalan cümlem dolaşır.
Birazdan ipte sallanacak başım,
bir türkünün son dizesi gibi yakındır.
“Hoşça kalın,” demek zor,
ama söz boğazımda düğüm değil artık.
Bir ırmak gibi akıyor içimden,
kırık bir saz telinden kopan uzun bir ağıt.
Hoşça kalın;
yağmurunda ıslandığım kaldırımlar,
sokaklarında yürüdüğüm şehirler,
bir ekmeği bölüştüğüm yoksul sofralar.
Hoşça kalın, sabah ezanları;
hoşça kalın, martı çığlıkları.
Deniz kıyısında sigara içen işçilerin
fabrika gibi yorgun, üşüyen bakışları.
Bir sevda gibi hür,
bir gövde düşerken darağacından,
bir bahar dalından düşer gibi
gideceğim aranızdan.
Hoşça kalın.
Birazdan bir sandalye çekilecek altımdan
ve dünya,
bir kapı gibi kapanacak son kez ardımdan.
Halil Kumcu
📍Şairden Okuruna: Okur, bu bir şiir değil yalnızca. Bir vedanın, bir kapının kapanış anında içeride kalan sesidir. Sen şimdi bu dizeleri okurken belki bir çay koydun kendine, belki pencereyi araladın, belki de hiç farkında olmadan yaşamanın sıradanlığına yaslandın. Ama bil ki bir yerlerde, bir zamanlarda bir adam tam da bu sözleri içinden geçirerek ipin gölgesinde bekledi. Ben o adamı yazmadım sadece onu duydum. Çünkü bazı ölümler sessiz olmaz, bazı vedalar tek bir insana ait kalmaz. Bir baba konuştuğunda, bir memleket susar içinde. Sen okurken belki kendi babanı düşüneceksin, belki bir çocuğun gözlerini, belki de hiç görmediğin bir yüzü. İşte o an şiir tamamlanmış olacak. Çünkü bu dizeler benim değil artık senin kalbinde attığı kadar var. Eğer bir gün bir serçe konarsa pencerenin kenarına ve sebepsiz bir hüzün düşerse içine, bil ki bir yerden bir cümle eksik kaldı bu dünyada. Ve sen, onu tamamlayanlardan biri oldun. Hoşça kal deme bana ben zaten senin okuduğun yerdeyim.
15 Nisan 2026 / Çarşamba / Bartın