Gün devrilir akşam ile,
Ecel kapım çalıyor ya.
Bir garip telaş aşk ile,
Ecel kapım çalıyor ya.
Ne malım kaldı ne mülküm,
Savrulup gitti tüm yüküm.
Çözüldü dizimde hükmüm,
Ecel kapım çalıyor ya.
Bir göç var ki dönüşsüzdür,
Yollar uzun, ıssız düzdür.
Gönül mahzun, dil sözsüzdür,
Ecel kapım çalıyor ya.
Yaşlar akar gözden ince,
Dertler çoğalır her gece.
Sayılı nefesim nice,
Ecel kapım çalıyor ya.
Ne bir feryat ne bir nida,
Adım yazılmış son veda.
Ta ezelden hoş bir seda,
Ecel kapım çalıyor ya.
Kervan geçti, izim kaldı,
Yüreğimde sızım kaldı.
Bir tek senin yüzün kaldı,
Ecel kapım çalıyor ya.
Yangınlarda kül can gibi,
Zaman aktı bir sel gibi.
Tükendi ömrüm yel gibi,
Ecel kapım çalıyor ya.
Halilî der: son durağım,
Bir avuç toprak yatağım.
Şair susar, biter çağım,
Ecel kapım çalıyor ya.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Ey okuyan can, bu dizeleri bir kâğıda değil, yüreğimin iç duvarına yazdım. Sen okurken kelimeleri görürsün; ben yazarken ömrümün izini gördüm. Bilirim, her insan bir yolcudur. Kimi yolunu bilerek yürür, kimi de yürüdükçe öğrenir. Ben de yürüdüm… Kimi zaman bir türküye tutundum, kimi zaman bir hatıraya. Ama her adımda bir hakikat vardı: çağrılan yalnız ben değilim, hepimiziz. Sen şimdi bu mısralara bakarken, belki bir hüzün çöker içine. Çökmesin diye yazmadım zaten. Hakikat bazen hüzünle gelir, ama insanı uyandırır. Ölüm dediğin bir son değil; bir kapıdır. Korkutan kapı değil, bilmeyişimizdir. Ben burada “ölüm beni çağırıyor” derken, bir karanlığa değil, bir dönüşe işaret ettim. Yorgun bir yolcunun menziline varması gibi… Biriktirdiğim ne varsa, hepsi yolda kaldı; geriye sadece içimde taşıdıklarım kaldı. Sen de bir gün durup kendine sorarsın: “Ben ne taşıyorum?” İşte o gün, bu dizeler sana başka türlü konuşur. Ben söyledim, söz bitti. Şimdi sıra sende, ey gönül sahibi… Sen ne dersin?
2 Nisan 2026 / Perşembe / Bartın