Kuru bir yaprak gibi savrulurum,
Şehrin üstüne düşerken yalnızlık.
Bir fincan kahvenin yanında,
Kırk yıllık acı bir pişmanlık.
Ölümün en uzun hali bu;
İçimde kıyametler kopuyor.
Yüzler silik cüzdandaki fotoğraflarda,
Tedavisi imkânsız yaralar açıyor.
Bütün hayatım boyunca,
Ne yöne gideceğimi bilmeden çırpındım.
Elimde hatıralara bakıp bakıp,
Yüreğimi bağrından söküp yaşadım.
Kime seslensem ses veren yok.
Yasını tuttuğum hayat vuslat,
Bekleyişle geçen elli üç yıllık pişmanlık;
Her keşke, her seferinde oldu milat.
Dövünüp duruyorum dizlerimi;
İsyanım kalbimi kanatıyor.
Bir ağıt yakıyorum yitirdiklerime;
Aşkın gözyaşları bir türlü dinmiyor.
Geçmişi silemezsin belki,
Acı, kalbin en sadık öğretmenidir;
Ama her yara, seni biraz daha bilge yapar;
Her gözyaşı, her dövünme bir ders verir.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Ey dost, biliyorum… Her birimiz zaman zaman kendi geçmişimizin kurbanıyız. Bir yaprak gibi savruluyoruz, şehirlerin üstünde yalnız, kırılgan… Ben bu şiiri yazarken yalnızca kendi pişmanlıklarımı değil, senin kalbindeki o sessiz dövünmeleri de düşündüm. Bak, insan çoğu zaman “keşke”lerle yaşar. Oysa her gözyaşı, her acı, bir ders verir; her yara, bir bilgelik taşır içinde. Bazen bir fotoğraf, bir fincan kahve, bizi elli yıl öncesine, o acı dolu anlara götürür. Ve işte o anlarda kalbin diliyle konuşuruz; söyleyemediğimiz her şeyi, dövündüğümüz her duyguyu hatırlarız. Ey okur, unutma: Geçmişi silemezsin belki, ama her acı, seni biraz daha güçlü, biraz daha bilge yapar. Ve belki de pişmanlık, insanın kendi iç yolculuğunda en sadık rehberidir. Bu şiir, sadece bir ağıt değil; aynı zamanda bir hatırlatma, bir teselli ve bir uyarıdır: Geçmişten kaçamazsın, ama ondan öğrenebilirsin.
16 Ekim 2023 / Pazartesi / Ankara