Bu bir eski aşk öyküsü;
Acıdan dişlerini kırdıracak türünde.
Şu ya da bu şekilde,
Bir gençlik hevesiydi herhalde.
Yaranı zonk zonk zonklatır, biçare;
Ağrısı beynine işler yaş aldıkça.
Çok olur avaz avaz bağırdığın,
Ona binlerce kilometreden gitme hissi arttıkça.
Biner üzerine duyduğun pişmanlık;
Can havliyle sağa sola koşturur.
Bedensel bir acı değil ki bu, tabip;
Kalbin teklerken gözlerin kan çanağı olur.
Telafisi olmayan bir şey;
Fakirliğin gözü kör olsun.
Anlaşılan sen o kabahati işlemişsin,
Bir tas çorbayı dahi kaynatamamış toyluğun.
Istırap timsali adım gibi biliyorum;
Takdiri ilahi diyeceksin.
Gel gör ki kefeni yırtamazsın;
Vaki odur ki belleğinde tutar kalbin.
Kan tutsun ki çok garip bir hüzün bu;
Telefon rehberini temize çekerken baka kaldığın,
O asla aranmayacak, üstü çizili isim eski sevgilin,
Ya da isimsiz telefon numarasıyla sakladığın.
Göğü kucaklayıp getirsen de olmaz artık;
Bu hayli zaman önceydi.
Hey gidi dünya hey, hey!
Dediğin gibi, bugün geç, dün çok erkendi.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Sevgili okur, bu bir eski aşk öyküsü, evet; ama unutma ki eski olması, önemsiz olduğu anlamına gelmez. Bazı yaralar vardır, ne kabuk bağlar ne de zamanla silinir. İnsan ne kadar uzaklara gitse de ne kadar çabalasa da o hatıra, her gün biraz daha sızlar. Gençliğin hataları, bazen bir tas çorbayı kaynatamamak gibi ufak görünür; ama insanın ruhunda fırtına koparır. Her çizili isim, her saklanan numara, unutulmuş gibi görünse de kalbin derinliklerinde hâlâ yankılanır. Bir bilsen okur, aşkın ve pişmanlığın ölçüsü kilometrelerle değil, kalbin teklediği anlarla ölçülür. O eski sevda, artık aranmayacak olsa da yaşamın bütün zamanlarının içinde bir yankı bırakır; gözlerin kan çanağı, kalbin tekliyor ve sen farkında olmadan hâlâ öğreniyorsun dersini. İşte şiir budur: bir hatırlatma, bir itiraf ve bir hesaplaşma. Unutulmuş gibi duran her aşk, insanın içindeki en sessiz fırtınadır. Sen oku ve hisset; çünkü bazen kelimeler, yılların acısını en iyi anlatan tek şeydir.
1 Aralık 2023 / Cuma / Ankara