Kahır çayında demlendin,
Dudağa cisminle geldin.
Zamansız tükendin, ömür;
Mevsimsiz soldu günlerin.
Kalubelâda yazılan,
Gönül defterimde şu an,
Aramakla bitti ömür;
O sevgiliyi sorarsan.
Düşlerim geçti yolunda,
Dizim kanadı solunda.
Ateş gibi yandı ömür,
İki gözyaşı suyunda.
Etme, dön gel melek yüzlüm;
Deli divaneye döndüm.
Bu yetmezmiş gibi ömür,
Her gün ardından yaş döktüm.
Hatıralar dökülürken,
Şah damarımdan yakınken,
Ne tuhaf değil mi ömür?
Silinmiyor gözlerimden.
Aklım kaldı, izin kaldı;
İçimde gülüşün kaldı.
Kapanmaz yara, bir ömür,
Orası açıkta kaldı.
Ezanla sala dizdiler,
Bir gelip bir de gittiler.
Bir kalpte açmadan ömür,
Gül misali soldum, yeter.
Severken geçmiş seneler,
Hicran delik deşik eder.
O kör kurşun gelir, ömür,
İlk kadını deler, geçer.
Bir varmış, bir yokmuş gibi,
Geçti dünya, düş misali.
Tükendi Halilî ömür;
Aşkla başladı ve bitti.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Biliyor musun sevgili okur, "Ömür" dedikleri şey, bir çay kadar kısa, bir nefes kadar uzun aslında… İçerken ısınıyor insan, bitince soğuyor. Belki sen de benim gibi birini bekledin yıllarca; gözlerinin köşesinde bir “keşke”yle sabahladın. Ben, o keşkeyi yazıya döktüm sadece. Sen belki sustun, ben sustuklarımızı mısralara döktüm. Kimi zaman bir fotoğrafın kenarında, kimi zaman bir salâ sesinde hatırladım onu. “Yaşamak mı, yoksa hatırlamak mı daha acı?” diye sordum kendime. Cevabını vermeye bile ömrüm yetmedi. Bu şiir, biraz sana benziyor aslında... Eksik, yorgun, ama hâlâ sevmenin ne demek olduğunu bilen bir kalbin eseri. Çünkü her insan, sevdiği kadar yaşar ve her ömür, sevemediği yerde tükenir.
19 Şubat 2024 / Pazartesi / Ankara