Kayboldu çocukluğum o uzak şehirlerde,
Eski, siyah beyaz bir fotoğrafın solgun karelerinde...
Yalnızlık, hüzün ve o bitmek bilmeyen keder;
Artık siyah beyaz, kör bir nokta gibi duruyor içimde.
Düşlerim bile siyah beyazdı benim,
Tıpkı o eski, o sessiz siyah beyaz filmlerdeki gibi...
Soldu gitti artık gökkuşağının o yalancı renginde,
Dudaklarda kalan eski sözlerin zehri.
Siyah beyazdı bizim yaşadığımız mutluluk;
Beyaz hayallerimiz her zaman yarım, her zaman kesikti.
O bembeyaz güvercinler bir bir uçup gitti gökyüzünden;
Her şey sensiz, her şey siyah beyaz ve eksikti.
Neyim varsa, neyim kaldıysa avuçlarımda;
Hepsi kırıldı, döküldü şu viran gönül yurdunda.
Öyle bir yangın ki bu, kemiklerimi ağlatır;
Kendi cehennemimin ateşi bekliyor beni, tam şuracıkta.
Asi ve yorgun kalbimi alıp senin eşiğine,
Yüreğinin o dertli pervazlarına bıraktım sessizce.
Umudun rengi, ölümün mevsimi derken;
Unutuldum o karanlık sokakların kuytu köşelerinde.
Siyah beyaz parçalara bölündü bu dertli ruhum,
Rüzgârla savruldum her yana, toz duman oldum.
İki dilde bir aşk göçüp giderken bu dünyadan;
Parmaklarından kayıp, toprağa düştü benim tabutum.
Halil Kumcu
3 Ekim 2019 / Perşembe / Ankara