Ölüm; keskin kılıcın ucunda oluk oluk şerbetim,
Mıh gibi saplanır göklere ezanla gelen o kutlu sala.
Şan ve şeref parıldar namluların ucunda;
Uçuşur nalların yankısı, ruhlar dünyası arasında.
Vatan aşkına şu kara bağrım seve seve toprak olur,
Alnımın tam ortasından vurulurum o sarp dağlarda.
Demir zincirleri eritir, yakarım tahtımı ve tacımı,
Bir kutlu hilal uğruna veririm bin bir başımı!
Hangi tarih gömebilir benim soyumu meçhule?
Kıvrım kıvrım ecdadımın asil kanı yürür damarlarımda,
Su misali akar şanımız dünyanın dört bir köşesine;
Bu uğurda varsın evim, ocağım, güneşim sönse de…
Göğsüme bir şeref madalyasıdır şehadet mertebesi,
Savrulur hürriyet ateşiyle, anamın kutsal ocağında.
Bir karış toprakta yatar nice adsız kahramanın külleri,
Gök kubbeyi titretir kılıcın ucundaki “Allah!” sesleri.
Zümrüt okum fırlamıştır Ergenekon’daki o büyük ummandan;
Ezelden ebede, o şanlı Tanrı Dağı’ndan yükselir sesimiz.
Kutlu tekbirler çağlar ilelebet bayrağımın başucunda;
Tarihin çelikten dili sönmez, Türk’ün topunun namlusunda!
Bir tek nefeste kükrer ulu dağ taş, bilmez misin?
Yağmur olur, yağar mermi ve havanlar üzerimize kurt gibi.
Kefensizim diye sanma ki biterim; taşarım ansızın mezarımdan,
Yeni bir cihan doğar, göklere yükselen her bir şehadet nidamdan!
Ayaz geceler demir ve barut kokar buram buram,
Namerdin sinsi kurşunu deler kara bağrımı tam secdede.
Vurulurum kahpece sırtımdan, fakat ölmedi, ölmez mabedim,
Ben Çanakkale, ben Dumlupınar, ben Sakarya’daki Mehmet’im!
Şimdi pusatlar çekilsin, Gök Tanrı şahit olsun bu cenge,
Türk’ün çelik iradesi sığmaz hiçbir kına, hiçbir bende!
Yeri göğü inleten bu şanlı soy, ebediyen susmayacak;
Cihan yıkılsa bile, göklerdeki bu bayrak dalgalanacak!
Halil Kumcu
3 Kasım 2020 / Salı / Ankara