Ey sevgili... Bir düşümüz vardı seninle, hani o yarım kalan;
Sarmaşıklı bir ev, yemyeşil bir bahçe içinde...
Bir ressamın titreyen elleriyle tuvale çizdiği,
O en güzel, o en masum çiçekler gibiydin;
Bütün çiçekler güzeldi ama hiçbiri senin gibi değildi.
Şimdi göğsüme bir bıçak gibi oturan o kadim sızın,
İçimde anlatamadığım ne çok dert, ne çok kelime biriktirdi...
Korktuğum ne varsa, bir bir geldi buldu beni.
Sahi, birçok insan için "direnmek" değil midir aşk?
Olmuyor işte sevgili, olmuyor; ne yapsam geçmiyor.
Bu buz kesmiş sensizlik, en çok ellerimi üşütüyor.
Kimselere feryadımı diyemediğim,
Akan suya mektuplar yazmak gibi büyülü bir şeysin sen.
Söylediğin her söz bir tılsım, her dokunuşun kutsaldı;
Sen benim içimde hiç eksilmeyen, her gün tazelenen hüznümsün.
Hâlâ aynanın o solgun sırrında gözlerin durur,
O hiç unutamadığım, o dünyalar güzeli gülüşlerinle...
Hani bir gece ne çok konuşmuştuk, ne çok söz vermiştik;
Şimdi unutulduğum o sarmaşıklı, o bahçeli evin gölgesinde.
Masumdum aslında, bir çocuk kadar hesapsız;
Seni sevmekten başka ne bir yolum vardı, ne de amacım...
Yazık oldu ey sevgili, hem bize hem o güzelim düşe; yazık...
O sarmaşıklı ev artık bir rüya, o bahçe ise uzak bir hayal.
Seni sorduklarında sessizliğe bürünüp susuyorum;
"İçime gömdüm onu" diyorum, sadece susuyorum...
Çünkü korkuyorum; içimdeki o tertemiz "seni" incitirler diye.
Bil ki kimse yâr olamaz artık bana, senden sonra...
Zaman durdu; günler ay, aylar ise koca bir yıl oldu.
Ey sevgili...
Bir düşümüz vardı seninle;
Şimdi o düş, benim en sessiz mezarım oldu.
Halil Kumcu
8 Eylül 2019 / Pazar / Ankara