Alışamadım ben şimdiki sevdalara;
Kimse görmesin bendeki seni.
Ömrüm seni sevmekle son bulacak;
Bu, bir aşk yemini.
Ne hayaller geçer önümden,
Ne çok yakınır oldum.
Mektupla sevdim ben seni;
Resmin cebimde olmadığında kahrolurdum.
Ah, nerede o eski günler,
Hele o eski aşklar?
İçimi ısıtan gülfidanı,
Terk ettiğin günden beri kanar.
İzi bir yara gibi hâlâ durur şuramda;
Eski sancının yangını…
Yaralar bu aşklar,
Eski tanıdıklardan kalan yanımı.
Ne garip şey bu, yıllar var ki;
Büyüdüğüm evdeki o kokun,
Bir adım geriye atmadı;
Kurutulmuş çiçeklerle sunduğun.
Pencereme konmuş ürkek serçe,
Terk etti beni, gittiğin o saatlerde.
Dokunsam ağlayacakmış gibi,
Bir yarım hikâyede…
Eski ekmeğin tadı yok hiçbir şeyde;
İçimde, eski zamanlardaki seni depreştirdi.
“Eski zaman aşklarını özledim,” dedim;
Aşklar da insanlar gibi değişti.
Dünyanın en yalnız insanıyım,
Yine ikimizin şarkısı çalıyor.
Her şeyin sonundayım sanki;
Beni hep geriye; mazideki sana götürüyor.
Halil Kumcu
📍Şair Notu: Biliyor musun sevgili okur, bazen düşünüyorum da... Biz mi değiştik, yoksa sevmenin biçimi mi unutturdu kendini? Eskiden bir kalbi sevmek, ömür boyu sürecek bir emanete “evet” demekti. Bir mektup günlerce beklenir, bir bakış yıllarca hatırlanırdı. Şimdi ise her şey birkaç satırda tükeniyor; sevda bile aceleye geliyor artık. Ben, o eski zaman âşıklarının çocukça saflığında kaldım galiba... Çünkü hâlâ bir gülüşü ezberlemekten utanmıyorum, hâlâ bir sessizliği “özlemek” sanıyorum. Bazen gecenin tam ortasında, eski bir şarkının içinde buluyorum kendimi — orada sen varsın, o mektuplar var, o hiç eksilmeyen koku var. Ne garip, değil mi? İnsan büyüdükçe unutur sanıyor… Oysa ben her yıl biraz daha hatırlıyorum seni. Ve biliyor musun, belki de aşk dediğimiz şey, aslında hiç yaşamadıklarımızın hasretiymiş…
18 Ocak 2024 / Perşembe / Ankara