Yaşlılığın gençliği, o ellili yaşın başındasın;
Kalbin, bütün ağır yaraların limanı artık.
Sayılar, takvim yapraklarında bir bir çürümekte;
Gençliğin yaşlılığı ha bitti, ha bitecek; ne yazık!
Hesapsızca ağladığın o uykusuz geceler...
Heyhat! Bu kışın ardı beklediğin bahar değil.
Duy artık yaşlılığın o mağrur hüznünü ey gönül;
Çizgiler sadece yüzünde, sakın sanma kalbinde değil.
Gittikçe artıyor yorgunluğun, dizlerinde derman az,
Ömrün, her nefeste biraz daha derinden kesiliyor.
Bak şu hayatın o acımasız ve komik oyununa;
Bedenin çökerken, ruhun inadına gençleşiyor.
Dünyayı değiştiremeyeceğini nihayet öğrendin,
Bırak artık, sayma geçen yıllardaki yorgun yaşını.
Nasıl da dalıp dalıp gidiyor gözlerin o keşkelere;
Kırdı bir bir, baharda gelen kışlar ömür dalını.
Şimdi aynalar yabancı, yollar yorgun, yolcu bitkin,
İçimde sönmeyen o eski yangınların külleri...
Ellinci kapıdan geçerken anladım ki ey hayat;
En güzel yalanmış, meşhur gençlik hayalleri.
Halil Kumcu
13 Mayıs 2020 / Çarşamba / Ankara