Dünden kalma yorgun yüreğimde yitik düşler,
Gökkuşağım bu güz vaktinde solgun ve renksiz.
Kırar geçirir hazan benim o dilsiz hüzünlerimi;
Bir bir dökülür gözlerimden yaşlar, öyle çaresiz.
Dişimin, tırnağımın ve ah, o öksüz gönlümün ağlayışı;
Solgun kelimelerim yapraklarda süzülür iplik iplik.
Zaman vefasız, bir hüzün yerleşir kirpiklerine;
Gecenin en koyu deminde düşer bir anda sensizlik.
Hırçın dalgalar titretir beşinci mevsimi o seste,
Çaresiz savrulmak nedir o son demde, bilir misin?
Yürüdüğüm yollar hüzün kokar adım adım adınla;
Alın yazın alnıma, ölümün o gri renginde yazılır kesin.
Bilmezsin, kıyamet koparken o tufandaki vuslatı,
Nokta nokta, kan renginde düğümlenir bütün duygular.
Tek tek kurşunlanır mısralarım bu hiçlik içinde;
El getirir, sel götürür; ötesi sığındığımız keşkeler kadar.
Şimdi sönmüş bir kandil gibiyim, karanlığın koynunda,
Artık ne sesin gelir, ne gölgen kalır o yorgun duvarımda.
Sen benim en büyük günahım, en mukaddes ahımsın;
Ben her gün bin kez ölürken sen yaşarsın mısralarımda.
Halil Kumcu
4 Ekim 2020 / Pazar / Ankara