Uğruna nice başlar düştü yere,
Gök kubbeyi titretirken kutsal ezan.
Tarifsiz bir türküde şanla dalgalandı;
Bir karış toprağın üstündeki mukaddes al kan.
Atsız, burası ebedi Türk’ün öz beldesi;
Dalgalan ay yıldızla hilal arasında, ilelebet!
Üstündeki kandandır kefenimin o ak rengi;
İlahi sevgim sonsuz, gizem semada, her an hürriyet.
Uğrunda ölenler oldukça bu kutlu ateş sönmez,
Bu ışık, seccadelerin üzerinde imanla doğdu.
En mavi göklere dek tutundu sarsılmaz burçlara;
Kızıl süslü, o adsız ve isimsiz kahramanlar yurdu.
Tanrı Dağı şahittir; yığın yığın kemik, bu baş düşmez!
Kardeşimin gelinliği, şanlı sancaktır ulu afakta.
Yedi düvel gelse, göğsümde solduramaz rengini;
Bin bir gönül perdesini sızlatır, o eşsiz destanında.
Mehmet’im, Kur’an’ın sesi yankılanır Malazgirt’ten,
Ta Hira'nın nuruyla doğmuştu o büyük Çanakkale.
Dedem Korkut’un kopuzundan kulağımdaki aziz sala;
İstiklal’in yazıldığı bayrak, sönmeyecek bir meşale.
Korku nedir bilmez bu soy, pusatı elde doğar,
Boğulur karanlıklar, Türk’ün ışığı dünyayı boğar.
Vatan dedikleri bu mukaddes toprak uğruna;
Güneş yine Türk’ün doğduğu ufuklardan doğar!
Halil Kumcu
29 Ekim 2020 / Perşembe / Ankara