Mevsim hüzündü, bir kelebek ayında;
Kalbimdeki masal dağları taze bir gönle gömüldü.
Eskimiş düşler, sızım sızım bir acı şimdi içimde;
Yalnızlık tohumunu rüzgâra verdim, ümidim çoktan öldü.
Tutamam ki artık cemrenin o hırçın yelesinden,
Gurbet bir kurt gibi dişledi en masum yanımı.
Kırmızı ve beyaz... Et ve kas yığınından vurdular beni;
Kafdağı’nda unuttum, o kayıp baharımı.
Neden hep geceden sonra daha koyu bir gece gelir?
Ne çok sır gizlemişim o darmadağın rüyalara.
Bir çift gözün rengine kandım, aldandım azizim;
Gönlüne sığamadım, fırlatıldım bu yâd sokaklara.
Ey evvelim, ey ahirim! Tuzsuz ekmeğim, suyum...
Ötmedi bülbülüm senden ayrılalı, bahtım karardı.
Görebilsen içimden geçen o simsiyah nehirleri;
Sanki bir ben ağladım, bir benim dünyam daraldı.
Saz mı dertli, ben miyim? Sen hiç bilmedin...
Biliyorum, gün olur gidecek yüreğin yüreğimden.
Gidip de dönmeyecek, koptuğu o eski yerden;
Bırakma, gitme desem ne fark eder bu yenilgiden?
Hani son güne kadardı? Hani aşk mezarda biterdi?
Neden yıktın gönül dağımı, kim gizledi yolunu?
Yalanmış bu dünya gibi, meğer sözlerin de yalanmış;
Aklımda... Hepsi aklımda... Lades… Kaybettim bu oyunu.
Halil Kumcu
31 Mart 2013 / Saat: 23:39 / Pazar / Bartın