Bahtımı üfledi o ince, o hilekâr rüzgâr;
Pastırma yazlarının o meşhur aldanışıyla...
Erken indi ömrüme akşam karanlığı;
Belli belirsiz, o darmadağın duygularla.
Kayalar sarp ve amansız, yolcu bin yıllık yorgun;
Ayak sesleri sessizce o büyük karanlığa gider.
İçimde artık durduramadığım keskin bir isyan;
Ok düştü bir kez yerinden... Bak, kalp biter.
Bir şey sızladı ansızın yüreğimde, çok acı;
Bir avuç su gibi eridi zaman ellerimde...
Dile gelen ne varsa, ele geldi bir gün;
Ölüm, o ince çizgili, o yorgun senelerde.
Düşünceler alabildiğine uzun, sessiz ve karanlık;
Yürek yoksul düştü artık, gönül dersen bir bozkır...
Amansız bir hastalık bu ömür yoksulluğu;
Beni şimdi o "Kırk Sekizinci Merdiven" çağırır.
Işıklar sönüyor, çekiliyor sahneler bir bir;
Ne bir sitem kaldı dilimde, ne de eski bir sızı.
Bu merdiven ki sonu bilinmez bir yere gider;
Beyaz bir perdeye gömdüm, o kapkara yazımızı.
Halil Kumcu
26 Aralık 2018 / Çarşamba / Ankara