Tükenmez sandığım o koca yıllar,
Nasıl da uçup gitti yelkovandan...
Meğer hepsi hayalden ibaretmiş;
Koşsam, yetişebilir miydim ardından?
Gençliğimdeki o yakıcı kuvvet,
Yaşımdan önce ağarttı saçlarımı.
Yokuşta durabilirim sandım beyhude;
Söyle, hiç aktan kara kalkar mı?
Rüzgâra karşı savurduğum sözlerimi,
O soğuk, demirden eller kesti.
Bıçak izi tebessümlerim ise;
Ölü mevsimlerde, bir başına bitti.
Yetim kalan o yaralı duygularımı,
Sessiz bir testere biçti birer birer...
Her yağmur damlası, bu şehre değil;
Yüreğime donuk, ölü renkler eker.
Dipsiz kuyuların o karanlığında,
En zıt duygulara teslim oldum.
Yosunsuz, ıssız sahiller boyu;
Geçmişimi aradım, aradım durdum.
Şimdi bir enkaz gibi kaldım geride,
Ne bir ses gelir eski günlerden, ne bir iz.
Geçmiş; kapıları kilitli bir mabet,
Biz ise o kapıda bekleyen, iki kimsesiz...
Halil Kumcu
13 Kasım 2018 / Salı / Ankara