Ah, benim o çocukluğumun mağrur fakirliği...
Siyah beyaz fotoğraflarda donup kalmış bir an.
Şimdi bir film şeridi gibi geçiyor gözlerimden;
Uzaklara kayarken, içimde sinsice yanan.
Çelik çomak, bir rüya tadında kalmış zihnimde;
Bulutlara saraylar kurduğum o masum günler...
Beş taş, avuçlarımda kör bir düğüm oldu;
Parmaklarımdan sessizce, birer birer kayıp gittiler.
Nerede şimdi o bir avuç rengârenk misket?
Hangi kuytu köşeye gizlendi o saklambaç?
Gizli bir ateşin yaktığı top peşinde koşarken;
O dört tekerlekli ağaçtan araç, şimdi hangi yola muhtaç?
Sek sek çizgileriyle silindi o mahzun zihnimden;
Bir bir döküldü dilimden, eski bir tekerlemeyle.
"Yağ satarım, bal satarım" nidaları artık;
Her ardıma baktığımda, duyulur acı bir sufleyle.
"Ebe" olarak başladığım o ilkyaz oyunları;
Şimdi göğsüme batar, hayallerimi üşütür.
Gönül dağlarımda kar, içimde dinmez bir özlem;
Çocukluğum yaş olur, her gece düşlerime dökülür.
Işıklar söndü, dağıldı o mahalle arkadaşları,
Herkes kendi karanlığına çekildi sessizce.
Geriye bir avuç toz, bir de gözyaşı kaldı;
Oyun bitti... Ve biz büyüdük böylece.
Halil Kumcu
18 Ocak 2019 / Cuma / Ankara